DEĞİŞİM NASIL ve NE ZAMAN? konulu yazım beklediğimden daha fazla ilgi gördü!Bu yazımı irdeleyen gençler, gönderdikleri elektronik mektuplarla, değişimbeklentilerini değişik yönleriyle öne çıkardılar."Yirmibirinci yüzyılın, bilgi toplumu hüviyetiyle insanlar bakımından çokfarklı olacağını görüyorum" diyen Serdar Tozkoparam, görüşünü şöyle özetliyordu:
"Önümüzdeki on yıl içinde, bilgi ereğine kavuşanlar, nüfus veişgücü içinde en etkili sosyal gurubu oluşturacaklardır. Toplumda liderliği üstlenecek bu grup, sayıca diğer gruplardan daha az olsalar bile, ulusun öncüve yönlendirici sınıfı olacaklardır."
Uzun süreli ve kalıcı etkileri oluşturan gelişmelerin toplumsal dönüşümlerle kazanıldığını yaşayarak öğrenmiş bir ulus olarak, artık biliyoruz ki, bilgi toplumunun çok daha rekabetçi bir toplum olması kaçınılmazdır. Nitekim,yönetim bilimcisi Peter Drucker, bu gelişmeyi şöyle açıklamaktadır:" Bilgi gruplarının henüz çok düşük olan üretkenliği, bilgi toplumunun enönemli ekonomik sorunu olacak gibi görünüyor....
Tarihteki hiçbir toplum böylesi sorunlarla karşı karşıya kalmadı. Bilgi toplumunun önündeki fırsatlarda aynı şekilde yenidir. Bilgi toplumunda, tarihte ilk kez olarak liderliğe ulaşmak herkese açık olacaktır. Aynı şekilde, bilgiye ulaşmak da belli bir yaşta belli bir eğitim almış olmaya bağımlı olmaktan çıkacaktır. Öğrenme,bireyin hayatının her noktasında kullanabileceği bir alet haline gelecektir.Yeni öğrenme teknolojileri sayesinde her türlü bilgi ve beceri elde edilebilecektir."
Bu gözlem şu gerçeği önümüze getirmektedir: Bilginin toplum içinde üretken olabilmesi için örgütlenmek ve ekip halinde çalışmak gerekmektedir. Bunun içindir ki, bu aşamaya gelmiş olan toplumlarda sivil toplum örgütlerinin önemi vurgulanmakta ve ülkemizde de, sorunlarımızı aşmak için, sivil toplum örgütlerinin desteği ve katkıları beklenmektedir.Kağıt üstüne, siyah beyaz yazılmış bilgi ürünleri uygulamaya konmadığı sürecebir yarar sağlamamaktadır. Bunun içindir ki, tomlumsal atılımcı mekanizmanın örgüt olduğunu anlamış ve öğrenmiş bulunuyoruz. Bundan sonra, ülkemizde de;bağımsız, güçlü, savunduğu konuyu uygulamaya koyacak politikalar üreten sivil toplum örgütlerine fazlasıyla ihtiyacımız olacaktır. Bu gelişmeler, devletin sınırlanan rolü ve etkinleştirilen denetim görevi yanında özgür bir toplum yaratma özlemini taşıyanların umutlarının gerçekleşmesini sağlayacaktır. O zaman, ulusça, Kemal Derviş'in hatırlattığı, Nazım Hikmet'in dileği gerçekleşmiş olacaktır: "Yaşamak ne güzel şey be kardeşim!"
*Bu dönemde gençlerin ilgi alanı içine giren bir gündem maddesi de "Yabancı Sermaye" konusu olmaktadır.
Ekonomi bürokrasisi sözcüleri, her vesileyle; "Gerçek ekonomik büyüme; iyi yönetim, takım çalışması, yeni teknolojilerin gelmesi ve yabancı sermayenin uzun vadeli yatırımlarını arttırması ile sağlanabilir." demektedirler.
24 Ocak 1980'de Türkiye'de liberalleşme politikalarının benimsenmesi ve 1983 yılında Özal hükümetinin işbaşına gelmesiyle, yabancı sermayeye gerekli olanyeşil ışığın yakıldığı sanılmıştı. Dışticaret ve döviz rejiminde önemli düzeltmeler yapılmış, "Yabancı Sermaye Çerçeve Kararnamesi" ile yalnız yerli sermayenin katıldığı alanlar ve hizmet sektörü yabancılara açılmış,bürokratik engeller azaltılmış, çifte vergilendirmeler önlenmiş, "Yap-İşlet-Devret" modeline katılma olanağı yabancı sermayeye de tanınmış,serbest ticaret bölgeleri kurulması sağlanmış olmasına rağmen beklenilen yabancı sermaye gelişi hızlandırılamamıştı.Son dönemde yaşanılan ekonomik krizlerden sonra, IMF ve Dünya Bankası'ının önerileriyle yapılan yasal düzenlemeler yabancı sermayenin gelişini bekleme umutlarımızı yeniden canlandırmış bulunuyor.Ekonomik kurum ve kuruluşların siyasetçilerin ilgi alanı dışına alınmaları,enflasyon beklentilerinin frenlenmiş olması, ekonominin büyüme temposunun gerçekçi bir programa bağlanması, Avrupa Birliği ilkelerinin toplumun büyük bir kesimi tarafından benimsenmesi, yabancı sermayenin Türkiye'ye olumlu bakmasını sağlayan önemli gelişmeler sayılmalıdır.Bence, bu olumlu beklentileri destekleyen diğer bir olgu da yetenekli insan kaynağımızdır. Çünkü, ortaya çıkacak olan fırsatları değerlendirmek için yetenekli insanlara ihtiyacımız olacaktır. Ne mutlu bize ki, Cumhuriyet dönemi, yetenekli ve genç insan kaynağımızın katlanarak büyümesini sürdürmektedir.
Sayın Can Kıraç'a Teşekkür ediyorum
Tuesday, August 08, 2006
Subscribe to:
Post Comments (Atom)

No comments:
Post a Comment